İHA’lar ve füzelerle tehdit ediyorlar ve ‘bir kibritten’ korkuyorlar

İran ve ABD arasındaki nükleer anlaşma hakkında çelişkili haberler var, bunların sonuncusu anlaşmanın birçok nedenden dolayı başarısız olacağı yönünde.

Nedenlerin belki de en önemlisi, İran’ın UAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) tarafından sürekli denetlenmesi koşulu konusundaki ciddiyetsizliği.

Bir CIA yetkilisi, İran’ın ciddiyetsizliğinin, İranlıların ABD’nin karada, yeraltında ve hatta kapalı odalarda bir fısıltı olsa bile neler olup bittiğini doğru bir şekilde tespit etmesini sağlayan inanılmaz gelişmiş yeteneklerine dair bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceğini söyledi.

Bölgedeki, özellikle Körfez bölgesindeki İran nüfuzunun geleceği ve kollarının bölge toplumlarının güvenlik ve istikrarını bozması konusunda bir ihtilaftan bahsedenler de var.

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Associated Nodes discipline)

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran’ın mesajına cevaben bu ayın başında yaptığı ve içinde yazılanların üzerine bir şey inşa etmenin mümkün olmadığı şeklinde tanımlanan açıklamasıyla anlaşmaya varma umutları azaldı.

İran’ın en güçlü kolu olan Hizbullah tarafından tetiklenecek bölgesel bir savaşın başlangıcına dair haberler hızla yayıldı.

Hizbullah’ın, birden fazla üssünden havalanacak onlarca patlayıcı yüklü İHA ile Lübnan kıyılarının karşısında faaliyet gösteren İsrail ‘Energean’ sondaj gemisini vurmasına dayanan bir senaryo ortalıkta dolaştı.

Senaryoya göre geminin vurulmasını çoğu aşırı kalabalık yerleşim bölgelerinde bulunan Hizbullah’ın askeri hedeflerine yönelik kesin ve sarsıcı bir İsrail yanıtı izleyecek.

Daha önce olduğu gibi, acımasız saldırganlık karşısında kınama, inkar, tekbir sesleri ve sebat çağrıları duyulacak.

Hizbullah, Lübnan- İsrail sınırındaki yerleşim yerlerine, hassas olarak tarif ettiği füzelerini yağdırarak karşılık verecek.

Askeri operasyonlar, İHA’lar kullanabilecek ve füzeler fırlatabilecek diğer İranlı milislerin dahil olmasıyla tüm bölgenin güvenliğine yönelik bir tehdit oluşturana kadar tırmanacak.

Dünya ve özellikle de Avrupa, çılgın fiyat enflasyonu ve ekonomik küçülmenin aynı anda hüküm sürdüğü tüm ülkeleri etkileyen mevcut krizi derinleştirecek ekonomik, siyasi ve sosyal sonuçları olacak feci bir krize girecek.

Bu kanlı senaryoda kollarının eylemlerini dizginlemesi için İran’a başvurulacak, Viyana’da müzakereler yeniden başlayacak ve ABD, Dini Lideri tatmin etmeyen bazı koşullarından feragat edecek.

Bu senaryo, yayılmacı ülkeler tarafından uygulanan, krizler yaratmak, daha sonra da bunları bir bedel karşılığında çözmek amacıyla müdahale etmek için vekillerine güvendikleri iyi bilinen bir yönteme dayanıyor.

Bu senaryo, çokça tekrar edildiğinden Arap bölgesinde iyi biliniyor.

Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed, bu senaryoyu en iyi hazırlayan ve uygulayandı. Lübnan iç savaşı döneminde kontrolü altındaki Filistinli fraksiyonlara yabancıların kaçırılması gibi krizler çıkarmaları talimatını verirdi.

Ardından, kaçırılanların vatandaşı oldukları ülkeler, ondan müdahil olmasını ve serbest bırakılmalarına yardım etmesini rica ederlerdi.

Hayali müzakerelerden sonra, rehineler bir Hollywoodvari şovla serbest bırakılır ve karşılığında Esed, bölgesel nüfuzunun uluslararası alanda tanınması dahil olmak üzere belirli bedeller alırdı. İran’a gelince, bu yaklaşımı ajanlarının yeteneklerini güçlendirerek geliştirdi.

Fraksiyonların yerini bir ideolojiye bağlı olmayan, insanlara zulmetmek ve üzerlerinde tahakküm kurmaktan başka bir amacı olmayan paralı askerler aldı.

İran, tüm Arap dünyasına yayılmış milisleri gizliden ve açıktan finanse etti, eğitti ve silahlandırdı. En önemlisi, bu milisleri yetiştirdi ve onların fikri ve ideolojik kuluçka ortamını oluşturdu, böylece sadakatleri mutlak hale geldi.

Üyeleri, sorgulanamaz bir referanstan ‘Veliyy-i Fakih’ten gelen ‘Allah’ın emirleri’ olduğundan İran’ın emirlerini tereddütsüz yerine getirmeye başladılar.

Böylece, İran ajanları veya vekilleri, baba Esed’in yöntemini hayata geçiren fraksiyonlardan çok daha geniş bir alanda daha büyük bir etkiye sahip oldular.

Ancak diğer taraftan, güvenilir olduğu söylenen bilgilere göre İran ile anlaşma tamamlandı. Bugün yaşananlar da ABD’deki ara seçimler ile İsrail’deki genel seçimler başta olmak üzere yılın son çeyreğinde gerçekleşecek seçimlerin geçip gitmesini bekleme sürecinden ibaret.

Bunun dışındaki savaş senaryoları ve çalınan savaş davulları, olmayacak bir savaşta hayali zaferler elde etmekten başka bir şey değil.  

Dünya, İran ajanlarının kim olduğunun tamamen farkında ve Molla rejimi geçmişte olduğu gibi onların yaptığı eylemlerin arkasına saklanıp, sonra da anlaşmazlıkları çözmek ve bedelleri tahsil etmek için müdahale edemeyecek.

Bugünün dünyası, vekillerinin maceralarının sonuçlarını İslam Cumhuriyeti’ne yükleyecek ve ona hiçbir ülkenin kaldıramayacağı kadar çok yaptırım uygulayacak.

Gerçek şu ki, İran da bunun farkında ve bloke edilen hesaplarının serbest kalması için acele ediyor, zira İran, halkının sıkıntılarını şiddetlendiren dünyanın ekonomik sorunlarından uzak olmadığından artık uzunca bekleme lüksüne sahip değil.

İran, Avrupalıların nükleer müzakerelerdeki tutumlarını yumuşatacaklarını ve hatta Tahran’ın 2015 nükleer anlaşmasını canlandırmayla ilgili taleplerini kabul etmesi için ABD’ye baskı yapacaklarını ummuştu.

Tahran’ın mantığı, Avrupa’nın 2022’nin sonuna kadar Rusya’dan ithalatı büyük ölçüde azaltmak için İran petrol ve doğal gaz kaynaklarını kullanabileceği yönündeydi.

Bu eylem süreci henüz bitmedi. Nitekim İranlılar, son ortak Avrupa (Almanya, Fransa ve İngiltere) açıklamasını, diplomasi başarısız olursa İran’ın nükleer programını durdurmak için bir Batı-İsrail askeri operasyonu düzenleme fikrini canlandırmaya yönelik ‘gizli bir tehdit’ olarak gördüler.

Gerçek şu ki, Avrupalılar nükleer anlaşmaya geri dönüşün gecikmesinden dolayı derin bir hüsrana uğrasalar da, Avrupa’nın İran ile askeri çatışmaya girme arzusunda olduğuna dair bir kanıt yok. Avrupa ortak açıklamasında, ‘devam eden İran nükleer tırmandırmasıyla başa çıkmanın en iyi yolu’ konusunda ortaklarla ‘danışma’dan bahsedildi.

Ama bu bir savaş çağrısı değil. İranlılar da bunu biliyor, ancak her iki taraf da son derece yavaş olan ve şu anda 18’inci ayına giren diplomatik süreçte diğerini mantıksız göstermekle meşgul.

Bir de İran’ın kendisini küresel bir enerji gücü olarak tanıtma çabası meselesi var. İran’ın dünyadaki en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olduğuna şüphe yok.

Ancak İran liderliği, bu rezervleri fiili bir ihracata ve dolayısıyla finansal getirilere dönüştürmekte çok az ciddiyet gösterdi.

İran’ın tutumundaki bu dengesizlik (rezervlere sahip olma ama kazanıma dönüştürememe) birçok farklı şekilde ölçülebilir, ancak belki de en görünür göstergesi, Tahran’ın ülkeye yönelik büyük yaptırımları kaldırma konusundaki görünüşte zayıf kararlılığıyla ilgili.

Yaptırımların kaldırılması ancak yeni bir nükleer anlaşma olursa mümkün. O zamana kadar, büyük uluslararası ticari çıkarlar İran’dan uzak durmaya devam edecek.

Bu arada Lübnan’da Hizbullah’ın silahı var olduğu sürece olumlu bir çözüm olmadığına dair uluslararası bir karar var.

İran’ın Rusya ile yakın ilişkileri, Tahran’ın ortağının Avrupa pazarlarındaki enerji ihracat payını yemek istemediğini gösteriyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Temmuz’da Tahran’ı ziyaret etmesinin ardından İranlı yetkililer, geri adım atarak ülkelerinin Rusya’nın krizden önce Avrupa’ya arz ettiği petrol ve gaz miktarını karşılama planları olmadığı konusunda Ruslara güvence verdiler.

Bunun yerine İran, ülkedeki hidrokarbon sahaları geliştirmek için Rus Gazprom Şirketi ile sembolik bir 40 milyar dolarlık anlaşma imzaladı.

Bu anlaşma gerçekten hayata geçse bile ki bu Moskova’nın İran’daki şüpheli siciline bakıldığında pek olası değil, kesin olan bir şey var; Gazprom, İran gazının Avrupa’daki Rus arzının yerini almasına isteyerek yardım etmeyecek.

Putin açıkça Tahran’ı kontrolüne almışken, İranlı yetkililerin neden Avrupalıların ülkelerini gelecekte kıta için potansiyel büyük bir petrol ve gaz tedarikçisi olarak ciddiye almalarını bekledikleri garip.
 

Öte yandan, savaş davulları çalan kolları, silahlarını ve füzelerini ancak Tahran’daki Dini Liderleri ve koruyucularının emriyle kullanabileceklerini biliyorlar. Bunun olmayacağını da idrak ettiler.

Çünkü bu Dini Lider, bu sefer herhangi bir kolun girişeceği askeri bir eylemin, sadece bir kez yanan sonra tamamen yok olan bir kibrit gibi olacağını, bu sırada dünyanın yardım ve insanların hayatlarını koruma çığlıklarını umursamadan başka bir yöne bakacağını biliyor.

Dini Lider ve rejimi, söylendiği gibi İsrail’e ve dünyaya karşı koymayı, Kudüs’ü özgürleştirmeyi amaçlamıyor.

Humeyni, İsrail’in Tahran’daki büyükelçiliğini kapattı ve tabii ki söylendiği gibi onu Filistin Kurtuluş Örgütü’ne vermedi.

Diplomatik ilişkileri kesti, ancak rejim, Sovyetler Birliği’nin yanı sıra BM’de İsrail devletini tanımak için ilk yarışanlar arasında olan İran Şahı’nın İsrail’i tanıma kararını henüz geri çekmedi.

Dini Lider sadece M.Ö 559’da Cyrus (Kiros) tarafından kurulan Pers İmparatorluğu’nun ihtişamını yeniden tesis etmek için ajanlarının elindeki silahlarla bölge topluluklarını kontrol etmek istiyor.

Geçen hafta İsrail, Halep Havalimanına iki hava saldırısı düzenledi ve ikinci saldırıda, pistlerde ve binada meydana gelen ağır hasar nedeniyle uluslararası havalimanında hava trafiği süresiz olarak askıya alındı.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın İsrail’i ateşle oynadığı konusundaki uyaran yanıtı komik ve ironikti.

Ona göre kesinlikle İsrail’i korkutmuştu ama İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ın Pazartesi günü uyardığı ateşin ne olduğunu açıklayacağını düşünmemişti.

Gantz, Suriye’de İran tarafından kullanılan 10 farklı askeri tesisin haritalarını paylaştı. Mikdad, ‘aşağılık’ Gantz’ın bildikleri karşısında şaşkınlığa uğramış olabilir zira İsrailli bakan, “İran Suriye’de kendi ihtiyaçları için terörist endüstriler inşa ediyor. Son zamanlarda Yemen ve Lübnan’da da gelişmiş sanayiler kurmaya başladı. Bu gidişat durdurulmalı” dedi.

Gantz ayrıca Mikdad’a orta ve uzun menzilli, hassas füzeler ve silahlar için üretim tesislerinin inşasına Kasım Süleymani’nin vizyonunun gölgesinde başlandığını da bildirdi.

Bu sırada İran ve eksenindeki direnişçiler sağır kesildiler. Hasan Nasrallah’ın parmağını sallayıp sesini yükselterek savurduğu tehditlere halen inanan var mı?

Bu arada Nasrallah, mumya politikacılar dışında her zaman kime bağırıp çağırıyor, çünkü artık Lübnanlılardan kimse onu dinlemiyor. Hem herkesin 10 parmağı var, bizde parmak sallayabiliriz.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Impartial Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Impartial Türkçe için çeviren: Sema Sevil

Şarku’l Avsat

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*